AKILLI ŞEHİRLER İÇİN NOT

*Şehir 2.0 etkinliği panelinde sunuldu
(http://www.gelecekhane.com/gelecek/sehir20/)

Aklımda iki soru var: “Şehri ne akıllı yapar?” ve “Şehirlisinden daha akıllı bir şehir kimin için iyidir?”

Songdo Güney Kore’de tamamen sıfırdan yapılmış bir şehir. 2009’da resmen hayata başlayan şehrin 2017’de 67 bin kişilik bir nüfusa sahip olacağı öngörülüyor. Hedeflenen nüfus ise 252 bin kişi. “The City of the Future”, “The World’s Smartest City” “High-Tech Utopia” olarak anılan, yapımı 10 yıldan fazla süren, trafikten enerji tüketimine, çöp toplama sisteminden toplu taşıma sistemlerine ve elbette iletişim teknolojilerine kadar “convenience” ve “safety” esas alınarak tasarlanmış ve yapılmış bir şehir. Şehir yapılan bir şey olunca, 40 bilyon doları yatıracak bir sahibi de oluyor elbet. Gale International hisselerin %61’ini, Posco %30’unu, Morgan Stanly Real Estate %9’unu elinde tutuyor. Şehrin “smart” altyapısını ise Cisco ve ULife Solutions yapıyor ve işletiyor. [1]

2009’dan beri bir şekilde yaşam olan bu şehre ait internette bulunan videolara bakarsanız neredeyse tamamının teknoloji övgüsü, tanıtım ve pazarlama videoları olduğunu görürsünüz. Birkaç tane kişisel video da var. Ama belgesel türü bir film henüz yapılmamış. Bir belgesel aramamın nedeni, ne kadar teknolojik olursa olsun, yaşayan bir şehir için kaçınılmaz olan, düşük ücretli servis çalışanlarının nerede yaşadığını anlamaktı. Anlayamadım. Anlayabildiğim ise, şehrin tek probleminin, sakinlerinin henüz taşınmamış olması olduğu idi; şimdilik boş yani… Ama! Songdo şehrinin %40’ı yeşil alan.

Böyle bir şehir olur tabii. Hatta yapılmakta olan birkaç tane daha var. Ama bu, şehrin genel tarifi veya tanımı olamaz. Eğer bu mümkün olursa fevkalade eşitlikçi ve demokratik bir dünyada yaşıyor oluruz. İşçi sınıfının olmadığı, herkesin şehirden aldığı servislerin ücretini ödeyebildiği Songdo’nun %40’ını oluşturan yeşil alanlarda yürüyüşe çıktığı mükemmel bir şehir, mükemmel bir hayat. Tabii böyle bir şehirde kimse demonstrasyon falan yapmaya kalmayacağı için kamusal alan denilen türden şeye de ihtiyaç yok; yeşil alan yeterli.

1850’lerde Paris Haussmann’ın açtığı bulvarlarla yeniden şekilleniyorken, otorite eliyle modern şehir yaratılıyordu. Modern şehir her zaman planlamaya konu oldu, kamusal alan da tartışmaya. Habermas erken modernizmin bu gelişmelerini kamusal alanın kaybolması olarak görüyordu.[2] Walter Benjamin’in Pasajlar’la anlattığı, aslında kamusal alanın nasıl –ticarileştiği- özelleştiğiydi.

Kamusal alanın özelleşmesi hızlanarak devam ediyor. Akıllı şehire eklenecek her akıl, ne yazık ki kendi aklı doğrultusunda, bu özelleşmeyi gerekli kılıyor. Giderek teknoloji şirketlerinin şehrin nasıl yönetileceğine dair öngörüleri şehrin master planlarını oluşturmaya başlıyor. Fakat bu master planlar eski anlamıyla sadece fiziksel bir düzenlemenin çok ötesine geçtiği, (sağlıktan tüketime, eğlenceden güveliğe) hayatın her alanına müdahale ettiği ve şehirliyi müşteriye veya kullanıcıya dönüştürdüğü için Toplum(sal) Master Planları haline geliyor. Saskia Sassien buna Mühendislik mantığının hayata hakim olması diyor. Yani şehri akıllı yapmaya çalıştıkça ve bu akıl tek merkezli –tek akıl; tek merkezi yazılım, tek otorite, tek firma, tek vs.- oldukça özgürlüklerin kısıtlandığı tek tip bir yaşamın hakim olduğu bir şehir hayatına doğru gidiyoruz. Elbette bu tek’leşme sadece teknolojinin marifeti değil. Habermas kamusal alanın özelleşmesini liberal kapitalizmden monolitik kapitalizme geçiş olarak yorumluyordu. [3] Bugünkü akıllı şehir de ne yazık ki, geç kapitalizmin kontrol araçlarından, üstelik kontrol edilene kendi rızası ile ve satılan kontrol araçlarından biri olmaktan başka bir şey önermiyor.

Cisco, Smart Cities konseptini açıkladığı dökümanında özel şirketler ve devlet işbirliğiyle hazırlanacak bir master planın Akıllı Şehrin temeli olduğundan açıklıkla söz ediyor: “ Akıllı Şehirler sınıf altyapısının ve teknoloji mimarisinin en iyi özelliklerini bir araya getirecek BİT (İletişim ve Bilişim Teknolojileri) Master planıyla hayata geçecek karmaşık projeleri yönetmek ve finansını sağlamak için kamu ve özel sektör işbirliği oluşturur”.[4] Ama bu denklemde şehirli yok!

Şehir kamusal alandır. Kamusal alan olmadan şehir olmaz. Fakat esasen daha da ileri giderek şehrin müştereklerin alanı olduğunu söylememiz lazım. Temiz hava veya sudan hak ve hukuka, adaletten bireysel özgürlüğe kadar her türlü müştereğin varoluş ve temsil alanıdır şehir.

Ama günümüzün postmodern şehri, teknolojinin de marifetiyle, bir hizmetler dizinine yani güvenlik de dahil olmak üzere her türlü servisin satın alınmak zorunda olduğu bir yere, şehirli de bu servisleri satın alan kişiye, müşteriye dönüşürken bu ticari ilişkinin dışında kalan “kötü” vatandaşlar için de yaşanmaz bir yer olmaya doğru gidiyor.

Jane Jacobs, şehrin esas unsuru, alttan gelen kendiliğinden düzendir, diyor.[5]

Uluslararası teknoloji firmalarının “Akıllı Şehirler” başlığıyla yürüttüğü projeler yukarıda örneklediğim türden bir akıl ve o akla uygun çözümler öneriyor. Son kullanıcıya tamamen kapalı, karmaşık otomasyon sistemleri, merkezi bir noktadan alınan kararlarla anında yönetim, sözümona yerelin ihtiyaçlarına ve yaşama-düşünme biçimine adapte edilmeye çalışılmış “uluslararası” standartlar vs. Aslında buradaki kurnaz akıl, tüm bilgiyi ve kontrolü teknokratın eline verecek araçları şehre kurmak ve anahtarını da yöneticiye teslim etmek!

Oysa yapılması gereken tüm bilgiyi (yani veriyi açmak) ve bireylerin ve kurumların (stk’lar, şirketler, enstitüler, üniversiteler, vs.) kendi yerel ihtiyaçları doğrultusunda yerel çözümler üretmelerine olanak verecek altyapıları ve anlayışı geliştirmek olmalı.

Buna tekrar döneceğim ama uluslararası teknoloji tekelleri vasıtasıyla akıllanacak şehirleri bekleyen başka tehlikeler de var. Bir tanesini Songdo şehrini gezen iki gazetecinin aktardığı anektotla anlatayım.

“Songdo şehrini bir rehberle gezerken, kapısında “Yarının Şehri” tabelası olan, boş bir sergi salonunun önünden geçtik. Salon 2009’da o zamanlar tasavvur edilen geleceğin şehrini sunuyormuş ama 2011’de kapatılmış. Rehberimiz “çünkü tasavvur edilenler yapılmıştı, yarın dün olmuştu” dedi. Salonun pencereleri karanlıktı, sonradan konuştuğumuz hiç kimse orada gösterilen teknolojilerin ne olduğunu hatırlamıyordu. Biz burada dünün yarınını mı gezmekteyiz?

Özetle büyük yatırımlar gerektiren bu karmaşık sistemler, teknolojinin üstel olarak artan hızı göz önüne alınınca, çok kısa bir zamanda eskiyecekler ve yenilenmeleri mali nedenlerle kolay olmayacak. Yani bir süre sonra dünün geleceğinin akıllı-şehirlerinde yaşıyor olacağız.

İkinci sorun ise platform uyumsuzlukları, marka bağımlılıkları, iletişim sorunları vs. Cisco şehri IBM şehri gibi; birbirleriyle konuşabilecekler mi? Deneyimlerini birbirlerine aktarabilecekler mi? O yüzden açık kaynak yazılımların da var olduğunu akılda tutmamız gerekiyor.

Bir diğer ve belki daha da önemlisi ise, böyle tüm bir şehri ve şehirlileri ilgilendiren konularda yazılımın açık kaynak olmamasının ciddi bir güvenlik sorunu da yaratıyor olması. Çünkü ne yazık ki elimizdeki akıllı cihazların bile içinde ne olduğunu bilmiyoruz!

Sonuca gelirsek, temelde akıllı şehirden söz ettiğimizde veriden söz ediyoruz. Verinin toplanması işlenmesi, analiz edilmesi ve yorumlanması ile üretilen bilginin yeniden kullanılması döngüsü. Bu döngüdeki temel unsur veri. Bu yüzden şehri akıllı yapacak olan şey veriyi kullanması değil ama nasıl kullandığı. O zaman da akıl politik bir özne olarak karşımıza çıkıyor, teknolojik değil.

Akıllı Şehir yerine Açık Şehri öneriyorum. Açık şehir her türlü verinin açık olduğu şehirdir. Veriyi açmak şehirliyi akıllı kılar; çünkü özgürleştirir. Şehirli kendi çözümünü kendi lokalinde ve bütünle bağlantı içerisinde üretebilir. Tam da ağ yapısının sunduğu ve bugünün vazgeçilmezi olan tüm olanaklar gibi. Açık Şehir aynı zamanda Ağlı –networked- Şehirdir, (özgür yazılımdaki anlamıyla ve tüm çağrışımlarıyla) Özgür Şehirdir.

Veri bugünün kamusal alanıdır. Bu yüzden açık ve erişilebilir olmalıdır. Akıllı şehrin de sırrı budur. Veriyi açarsak şehirli “aklı” yaratır.[6] Akıl bir teknoloji meselesi değil bir demokrasi, şeffaflık ve paylaşım meselesidir. Teknoloji bunun imkanlarını sağlar, yönetsel bir diktanın imkanlarını da sağlayabileceği gibi. Seçim şehirlinin!

Ekmel Ertan
Mart 2015

 

[1] New Cities Foundation website; http://www.newcitiesfoundation.org/cityquest-songdo-south-korea-conceptualized-ultimate-smart-sustainable-city/

[2] Martijn de Waal, “The City as Interface”, nai010 Publishers, Rotherdam, 2014; p:97

[3] Martijn de Waal, “The City as Interface”, nai010 Publishers, Rotherdam, 2014; p:97

[4] https://www.cisco.com/web/strategy/docs/scc/ioe_citizen_svcs_exec_sum_idc_2013.pdf

[5] Jacobs, Jane. The Death and Life of Great American Cities. New York, NY: Random House, 1961. P:14.

[6] Bu konu üzerine bir başka yazıma, Arredamento Mimarlık DergisiTemmuz-Ağustos 2014/281, s. 130-135  veya http://forumist.com/?p=599 adresinden ulaşılabilir.

Comments are closed.

« »
Scroll to top